Bu yazımızda, AB’nin CSDDD (Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi) ile Almanya’nın LkSG (Tedarik Zinciri Due Diligence Yasası) yasalarının karşılaştırmasını yapacağız. Böylece bu iki yasanın sadece AB ve Almanya’daki şirketleri değil, Türkiye’deki firmaları da yakından ilgilendirdiğini göreceğiz. Aynı zamanda CSDDD zaman planlaması ile ilgili birkaç bilgiyi de sizinle paylaşacağız. Öncelikle CSDDD ve LkSG’nin neler olduklarına bir bakalım.

CSDDD (Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Direktifi)

CSDDD, Avrupa Birliği’nin sürdürülebilir ve sorumlu iş uygulamalarını teşvik etmeyi amaçlayan girişimidir. Bu direktif, büyük şirketlerin operasyonlarında, iştiraklerinde ve tedarik zincirlerinde insan hakları ve çevresel etkileri belirlemelerini, önlemelerini, hafifletmelerini ve hesap vermelerini gerektirir. Amaç, şirketlerin faaliyetlerinde insan hakları ve çevresel konuları göz önünde bulundurmasını sağlamaktır.

LkSG (Lieferkettensorgfaltspflichtengesetz)

Lieferkettensorgfaltspflichtengesetz, Almanya’nın, büyük şirketlerin tedarik zincirlerinde insan hakları ve çevresel standartların korunması için çıkardığı yasadır. Bu yasa, şirketlerin tedarik zincirlerinde insan hakları ve çevresel sorumluluklarını yerine getirmelerini zorunlu kılar.

CSDDD ve LkSG Karşılaştırması

Almanya’nın Lieferkettensorgfaltspflichtengesetz’i (LkSG) bin veya daha fazla çalışanı olan Alman şirketlerine yöneliktir. Bu yasa şirketlerin insan hakları ve çevresel sorumluluklarını belirler. Doğrudan bir sivil hukuki sorumluluk öngörmez veya dayatmaz. Fakat ihlallerde küresel yıllık gelirin %2’sine kadar para cezası tehdidi bulunmaktadır.

AB’nin Kurumsal Sürdürülebilirlik Durum Tespiti Yönergesi (CSDDD) ise bin veya daha fazla çalışana sahip ve 450 milyon Euro’dan fazla küresel net yıllık geliri olan şirketleri hedef alır. Şirketlerden, tedarik zincirlerindeki insan hakları ve çevresel riskleri belirlemeleri, önleme ve iyileştirme önlemleri almalarını bekler. Bu kapsayıcı süreç ise bir iklim planı ile mümkün olmaktadır. Sorumluluk tedarik zincirinin tamamına yayılır. Bu da şirketler arasında iletişimin ve etkileşimin olumlu yönde evrilmesine olanak sağlar. Planlamalar arasında idari kontrol ve caydırıcı para cezaları yer alır. Şirket’in net yıllık gelirinin %5’ine kadar olan cezalar, caydırıcılık anlamında büyük fayda sağlayacaktır.

Bu iki yasa arasında bazı farklar bulunmaktadır. Bunlar etkilenen işletmelerin büyüklüğü, sorumluluk konseptleri, doğrudan ve dolaylı tedarikçiler arasındaki ayrım, olası cezalar ve paydaşların rolü gibi farklılıklardır. Genel olarak, CSDDD, LkSG’den daha katıdır, özellikle çevresel etkiler ve iklim değişikliği konusunda.

Şirketler, CSDDD’nin uygulanmasına hazırlanmalıdır çünkü bu yasa muhtemelen daha sıkı gereksinimlere sahip olacaktır. Hazırlıklar, tedarikçi bilgilerinin kapsamlı bir şekilde toplanması ve değerlendirilmesi başlamalıdır. Tedarikçilerle yakın etkileşim, sürekli izleme ve uyarlamalar sürecin oldukça önemli parçalarındandır. Şirketler için tedarikçilerinin yasanın gerekliliklerine uymasını sağlamak, ikincil bir sorumluluk olacaktır. Bunun için de tedarikçiler ile birlikte tüm yasal güncellemelerin uygulanmasını içeren bütüncül bir planlama gerekmektedir.

Zorlukları başarıyla aşmak için işletmelerin sistematik bir yaklaşımla hareket etmeleri elzemdir. Gerekli tüm verileri toplayarak, raporların oluşturulması  için net yönergeler belirlemeleri önemlidir. Dış uzmanların desteği ve dijital çözümlerin kullanımı, uyum süreci için önemli bir unsurdur.

CSDDD Uygulama Aşamaları:
  • 2026: İlk Aşama

    CSDDD’nin yürürlüğe girmesinden itibaren iki yıl sonra, yani 2026’da, şirketlerin bu yasaya uyum sağlamaları için ilk adımları atmaları beklenmektedir. Bu aşamada, şirketlerin CSDDD’nin gerekliliklerini anlamaları ve bu gereklilikleri karşılamak için uygun stratejileri belirlemeleri gerekecektir. Ayrıca, tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlalleri ve çevresel risklerin belirlenmesi de sürecin bir parçası olacaktır. Şirketlerin tüm bu verileri sadece belirlemesi değil, aynı zamanda raporlamaları da kendilerinden talep edilecektir.

  • 2027: İkinci Aşama

    Üçüncü yıl olan 2027’de, CSDDD’nin uygulanması daha da genişleyecektir. Bu aşamada, daha büyük şirketlerin (5000’den fazla çalışan ve 1,5 milyar Euro’nun üzerinde yıllık gelire sahip olanlar) CSDDD’nin gerekliliklerine uyum sağlamaları gerekecektir. Tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlallerini ve çevresel riskleri belirlemek ve raporlamak da asli görevlerinden olacaktır.

  • 2028: Üçüncü Aşama

    Dördüncü yıl olan 2028’de, CSDDD’nin kapsamı daha da genişleyecektir. Bu aşamada, daha küçük ve orta ölçekli şirketler (3000’den fazla çalışan ve 900 milyon Euro’nun üzerinde yıllık gelire sahip olanlar) CSDDD’nin gerekliliklerine uyum sağlamaları gerekecektir. Bu şirketler de tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlallerini ve çevresel riskleri raporlayacaklardır.

  • 2029: Son Aşama

    Beşinci ve son yıl olan 2029’da, CSDDD’nin uygulanması tamamlanacaktır. Bu aşamada, tüm kapsamdaki şirketler (1000’den fazla çalışan ve 450 milyon Euro’nun üzerinde yıllık gelire sahip olanlar) CSDDD’nin gerekliliklerine tamamen uyum sağlamış olmalıdır. Bu şirketlerin, tedarik zincirlerindeki insan hakları ihlallerini ve çevresel riskleri belirlemek, önlemek ve düzeltici önlemler almak için tam teşekküllü bir CSDDD uyum programı yürütmeleri beklenmektedir.

Sonuç olarak:

AB’nin CSDDD ve Almanya’nın LkSG gibi yasalarının etkileri sadece AB veya Almanya’daki şirketleri etkilemez. Aynı zamanda dünya genelinde faaliyet gösteren, bu ülkelerle ticaret yapan herhangi bir firmayı da etkiler. Bu yasalar, şirketlerin tedarik zincirlerindeki sürdürülebilirlik standartlarını artırmayı amaçlamaktadır.

Yukarıdaki bilgiler doğrultusunda Türkiye’deki bir firma, eğer AB veya Almanya’daki şirketlerle iş ilişkisi içindeyse, bu yasaların kapsamına girecektir. Örneğin, bir Türk şirketi, AB’deki bir şirketin tedarik zincirinde bir tedarikçi veya alt yüklenici olarak yer alıyorsa, bu yasal düzenlemelerin gerekliliklerine uymak zorunda kalacaktır. Ayrıca, Türkiye’deki bir şirketin ürünleri veya hizmetleri, AB veya Almanya’daki yasal düzenlemelere uygun olmadığı takdirde bu pazarlara erişimde zorluklarla karşılaşacaktır.

Dolayısıyla, Türkiye’deki şirketlerin bu tür uluslararası yasal düzenlemeleri izlemesi ve uyum sağlaması büyük önem taşımaktadır. Bu uyum sağlama çabaları, uluslararası ticaret ve iş ilişkilerinde rekabet avantajı elde etmelerine yardımcı olacaktır. Aynı zamanda konuyla alakalı çalışmalarımıza link üzerinden ulaşabilirsiniz.

Kategorien: